
Sen tutup Akdeniz’i getirdin
Şaşırdık,
Şaşkınlığımızla büyüdü deniz
Şaşırdıkça tuzlandı elimiz.
Yaban mersinleri, altıntoplar ve hurmalar
Sur dağında şölene durduk
Elimiz azığımız bollaştı
Dirildi etimiz
Silindi gözümüzden kem ve şiş…
Belli ki uzakta
Belki Tatar belki Papak
Limon küfü yeşil baktığınca,
Çözüldü gece
Kıpırdadı deniz
İrkildi balıkçılar
Bölündü uykusu dip balıklarının.
Daniska limanından bir şilep o gece
Sabaha kadar kayalıklara vurdu kendini
Sabaha kadar terk etmedi gemiyi fareler
Ortalığı telaşa vermedi tayfalar…
Seninle Akdeniz yürüdü yukarı
Tüm cem-i cümlesi
Tüm alâmet-i farikası ile Akdeniz.
Yürüdü telaşsız
Sakin
Ağır…
Sen tutup bir bereket sofrası saldın
Şaşırdık,
Şaşkınlığımızla büyüdü deniz,
Pat! Diye değil
Usuldan tuzlandı elimiz…
Oysa seninde alnında
Alnının en ak yazmasında tuz vardı.
Ellerinle öteledin geceyi –pustu karanlık
Deniz koktun – Akdeniz oyuna kalktı.
Şaşırdıksa da ürkmedik
Biz o denizin seyrinde
Öyle dalgın bir kuşdilinden
Islık ıslığa senin adını öğrendik.