
-Yolda yürüyen yalnız şairdir!
Böyle demişti sinema afişinin önünde...
Gecenin kabuğunu soyup yola koyulmak fikri,
Yorgancı Basri’nin karısını soymak fikrini saymazsak
En çok bunu beğendi…
Oysa anlamadığı daha o kadar çok şey vardı ki;
İnsanlar neden korkar,
gece karton toplayan kadınlardan.
Tomris adının Ermenice değil de Türkçe olması
neden kimsenin umurunda değil ve neden çocuklar
babasının bir gece bekçisi olmasından utanır da
söylemez kimseye,
Bunun neresi ayıp!
Ve mahalledeki Hacı Eşref, sabahın köründe
Ne diye astı kendini avludaki dut ağacına,
Diğer her şey gibi anlamadı bunu da…
Durmadan bir şeyler arıyordu;
Hiç derilmemiş bir sözcük, başka bir şey
Kav, kam ve kamer gibi bir şey ,
Hiç denilmemiş, başka bir dil
Kıpti, Acem ve Mağrip gibi bir şey,
Hiç gidilmemiş bir yer
Beni Amer, Dımaşk ve Fustat gibi bir şey hani…
Yolda yürüyen yalnız şairdir!
Böyle diyordu o gün bile
O sinema afişi önünde…
Belki biz pek ciddiye almamıştık ve lakin
Aradıklarına yaklaşmış olacak zahir
Siyah kasketli adamlar geldiler ve aldılar bir gün
Mahallelinin tabiriyle Altmış sekiz Cevdet’i…
Gazi Hacı Eşref’e gelince,
Kore’den döndüğünde
Manavın çırağıyla kaçmıştı karısı
Çocuk çingeneydi
En çok bunu yediremedi kendine
Kore de yenilmiş olmaktan ziyade.
İntiharı bundan olacak.
Manav kapandı çok geçmeden
Basri’nin karısı geçen yıl öldü şekerden
Yorgancı hala açıktır ve lakin.
Altmışsekiz’e gelince
Önce Erzurum'da sonra
Duyuldu en son Bursa cezaevinde
Belki hala yoldadır şairlik kabilinde!