1 Ocak 2009 Perşembe

GİRESUN ADA MİTOLOJİSİ


Giresun adası tarihi materyalleri,geçmişi ve kendisine atfedilmiş bir çok mistik hikayeyi de içinde barındıran kurtarılmış bir bölgedir. Bu hikayelerden bir kısmını Amazon kadınlarının ada üzerindeki hakimiyetleri ve yaşayışları oluşturur ki bu konuya ada tarihi içinde değinmiştik. Özellikle mitolojide,yüzölçümünün aksine adanın adı daha büyük bir yer tutmaktadır. Bunlardan Yunan mitolojisindeki söylenceler dikkat çekicidir.Bunda biraz da güç tanrısı Herkül’ün de rolü vardır desek yeridir. Günümüze aktarılan hikayeye göre; Thabai kralı Athamanas’ın Nefele adlı eşinden iki erkek çocuğu olur. Fakat bir süre sonra ülkesinde büyük bir kıtlık başgösterir. Kral bu durumdan kurtulmak için çocuklarını kurban etmesi gerektiğine inanmaktadır. Fakat bunları öğrenen anne Nefele çocuklarını bulut ve buğuya sararak uçan kutsal bir koç postuna bindirir ve Karadeniz’e doğru gönderir. Rivayet odur ki çocuklardan biri Çanakkale boğazını geçerken ölür diğer erkek çocuk ise yoluna devam eder ve mitolojik bazı kahramanlarca Çanakkale ve Kafkaslar arasında Karadeniz’de bir yere saklanır...
Herakles döneminde aldığı on iki emirden biri bu altın postu bulup geri getirmek olan yarı tanrı yarı insan güç tanrısı Herkül gemici (Argonotlar) arkadaşlarıyla beraber postun peşine düşer. Tüm Karadeniz’i boydan boya geçerek sürecek olan serüvenleri Karadeniz’de Tinuslar’ın adası Orkinos’da yolculukları ile başlar. Burada Apollon’un ihtişamlı heykeli karşısında şaşırırlar. Orfeosun şarkıları ile bu şaşkınlıkları geçtikten sonra Mariandy’lerin ülkesinde kral Lykos tarafından görkemli bir şekilde misafir edilirler. Burada konakladıktan sonra tekrar yola koyulurlar Sinoba (Bugünkü Sinop civarı) yaklaştıklarında gemilerine üç denizci daha katılır. Sonra Ünye yakınlarında yaşayan ve Yunanlılara çelik yapımını öğrettiği söylenen zannattkar bir toplum olan Khaliblerin ülkesini geçtikten sonra ise kendisini savaş tanrısı Ares’e adamış Amazon kadınlarının adası Aretias a gelirler. Fakat burada onları hiçte iyi bir sürpriz beklememektedir. Çünkü adada Stimfalid (Ornithes Stymphalides) denen canavar kuşlar onları bekliyordur. Bu canavar kuşlar ile ilgili söylence ise İ.Ö.V. yüzyılda yaşamış ünlü bir ressam olan Apollodoros’un (Bibliopoleion-Kütüphane) adlı mitoloji eserinde kaleme alınmıştır. Bu kuşlar Herkül ile yaptıkları mücadele sonunda yenilmişler ve Giresun’da savaş tanrısı Ares’in adası olan bugünkü ,Giresun Adası (Aretias’a) sürülmüşlerdi. Yani hikayeden de anlaşılacağı üzere Herkül daha önce bu kuşları Stymphalides gölü kenarında yenmiş ve buraya sürmüştü fakat eski düşmanları tekrar karşısına çıkmıştır. Canavar kuşlar Herkül’ün adaya geldiğini görünce tüylerini bir ok gibi Argontların (gemiciler) üzerine fırlatarak saldırıya geçmişler. Argonotlar kalkanlarını birbirine çarparak acayip sesler çıkararak kuşları korkutmayı başarırlar ve zafer bir kez daha Herkül ve onun gemici arkadaşlarının olmuştur. Bu mücadele sırasında bazı Argonotlar ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Herkül adanın her yanında altın postu aradıysa da bulamamış ve adayı lanetli kabul edip,daha fazla zaman kaybetmeden Kafkaslara doğru yelken açmıştır.
Tarihin bu mitolojik söylencesini yeniden canlandırmak isteyen Tim Severin yönetimindeki bir araştırma grubu 1984 yılında Herkül’ün Argo gemisini aynı teknikle yani tek bir çivi kullanmadan inşaa ederek Giresun adasına kadar kürek çekmişlerdir Bu serüveni National Geographic dergisi de takip etmiş ve seyahat BBC Televizyonundan on iki kişilik bir ekip belgeselleştirilmiş ve Giresun adası tüm dünyaya tanıtılmıştır.
Giresun adası ile iligili mitolojik hikayelerden bir tanesi de Kral Mitridates’in kızı ile ilgili olan efsanedir. Söylenceye göre Kralın çok güzel kızı gün gelir evlenme çağına erişince onunla evlenmek isteyen onlarca soylu ve zengin sıraya girerler. Fakat prenses taliplilerin hiçbirini kabul etmez. Bu durumdan şüphelenen Mitridates yaptırdığı soruşturma sonucunda kızının kalenin eteklerinde koyun otlatan bir çobanı sevdiğini öğrenince bu duruma çok kızar ve kızını Aretias adasındaki manastıra kapatır. Öfkesini alamayan Kral daha sonra da çobanı yakalatıp manastırın önündeki kiraz ağacına astırır.Bunu gören genç kız acısına daha fazla dayanamayıp ertesi gün kendisini kapatıldığı manastırın kulesine asarak intihar eder...
Adanın yalnızca Herkül gibi kahramanlık hikayeleri yazan kahramanların uğrak yeri olmasından öte trajik bir sonla biten aşk hikayelerine de misafirlik ettiğini anlatan bu hikayede mitoloji dünyasındaki hazin yerini almıştır. Bu iki mitolojik söylence dışında ilgilinç bir başka hikayede daha vardır ki diğer hikayeler kadar dikkat çekicidir. Bu üçüncü hikayeye ise şöyledir.
İsrailoğulları, Hz.Yusuf’un altından bir heykelini yaparlar. Mısır’dan göç edip Filistin’e vardıklarında ise mucizeleriyle ünlü Hz.Musa’dan heykeli Mısır’dan geri getirmesini isterler. Hz.Musa bir mucizeyle heykeli Filistin’e getirirse de heykeli Fenikeliler alıp Kıbrıs adasına götürürler. Yunanlılar ise heykeli Kıbrıs adasından alarak tanrıların evi Olimpos dağına yerleştirirler. Fakat Pers imparatoru Dareios (Dara) tüm Anadolu ve Yunanistan’a hakim olunca heykeli Olimpos’tan alıp tekrar Mısır’a geri verir. Fenikeliler ise heykeli tekrar ele geçirip bu kez Aretias adasına yerleştirirler. Altın heykeli almak isteyen Yunanlıların adaya kırktan fazla sefer düzenledikleri rivayet edilir...
Giresun adasının adının mitoloji kaynaklarında bu kadar fazla yer işgal etmesi bugünkü sessizliğine ve unutulmuşluğuna ters bir durum ortaya koyduğu ise aşikardır.. Tanrıların savaştığı,güzel prenseslerin aşkları uğruna kendi canına kıydığı,peygamberlerin heykelleri yüzünden akınlara uğramış,daha iyi savaşmak için göğüslerinden birini kesen kadın savaşçılarının yaşadığı ve ölümüne savunduğu,tanrıçaların heykellerinin dikilebileceği kadar kutsal sayılmış, bereketin ve bolluğun tutanakçısı Giresun adası... Bugün yeni hikayelerinin gün ışığına çıkarılmasını ve tarihteki itibarının iadesini beklemektedir. Nacizane O’na bir katkımız olduysa ne mutlu...